Şair az sözle çok şey söylemiş aslında… Yabancı ev, yabancı insan, yalnızlık… Yabancılara peşkeş çekmek değil… Yalnızlığı paylaşamama kaygısı var gibi geliyor. Şiiri sindirmeye çalışıyorum…
Saliha Okudan hanımefendinin kaleme aldığı “Hayat ‘annem gibi’ olunca güzel” başlıklı bir yazısı var… Bu şiirin açıklayıcı olması açısından buraya ekliyorum.
——————
Bir gün evlenebileceğimi aklımın ucundan bile geçirmemiştim. Çünkü kendi kendime yettiğime inanıyordum. Bu yetmişliğimin(!), yetişmişliğimin(!), olgunluğumun(!) beni fütursuz bir hale getirdiğini ve bireyselliğin kucağındaki yalnızlığa ittiğini çoktandır uzak kaldığım Kur’an-ı Kerim’i açtığımda gördüm. “Oku” diye başlıyordu ayet. Okumalı ama neyi?
- Mesela kendini…
Altıncı ve yedinci ayete geldiğimde… Ayetlerin yüzüme tokat gibi indiğini gördüm. “Gerçek şu ki; insan fütursuzca azar, ne zaman kendi kendini yeterli görse”… İnsan ne zaman kendi kendini yeterli görse, küçük dağları ben yaratmışım gibi yürür fakat insan cüzilikten külliliğe soyunmak ister. Bu imkânsız isteğin peşinde koşarken bir ömrü pervasızca tüketir gider.
Sanırım ben de böyleydim…
Moderndim ya. Kendi paramı kendim kazanıyordum, ayaklarım yere sağlam basıyordu ya. Daha ne olsun ki?
Modernliğimin getirdiği rasyonel düşüncelerle doluydum. Bir eşin getirisi bana ne olabilirdi?
Ne verecekti ki bana? Daha iyi şartlarda yaşamamı sağlayabilecek miydi?
Her şey nasıl da değişti.
Evimdeyim…
Şimdi hayat tiyatrosunda bir zamanlar beni rahatsız eden klasik ev hanımı rolündeyim. Evi süpürdüm, toz aldım, bulaşıkları yıkadım, yemek yaptım… Eşimin işten dönmesini bekliyorum. Evimdeyim. Benim evim! Eskiden, benim dediğimde sadece kendimi düşünürdüm, şimdi iki kişiyi barındırıyor bu cümle. Artık “biz”iz, “biz”im evimiz. “Ben”in “biz”leşmesinde en çok eşyaların rolü var. Müşterek bir birleşimdi. Kız tarafı, erkek tarafı, yatak odası, yemek takımı, perdeleri, karyolası, nihayet bitti tantanası…
Düşünüyorum…
Severek beğenerek aldım her şeyi, yine de her şeyin bana yabancı olmasından kurtulamıyorum. Bu yabancılık daha ne kadar sürecek bilmiyorum. Biz oluyorum, bizlikten çıkıp ben oluyorum; bu benlik daha ne kadar sürecek?
Şimdi anlıyorum…
Sözde kadını çağdaşlaştırmanın özde kadını depresyona ittiğini şimdi daha iyi anlıyorum. Bunu ilk anlamaya başladığımda Allah’ın her şeyi çift olarak yarattığını gördüm. Kadın varsa karşılığı erkekti, erkek varsa kadın kadındı.
Ezbere söylediğimiz toplumun çekirdek yapısının aile olduğuna dair ezcümleler geliyor aklıma.
O aile ne kadar sağlamsa toplumun da o kadar sağlam olacağı hem bize öğretiliyor hem de biz bundan uzaklaştırılıyorduk.
Sağlam bir ailem olmalıydı.
Yanlıştaydım; aile olmalıydım.
Çağdaş kadın kendini oluşturmuş(!) kadındı. Oysa ne kadar yalandı. Bizim kültürümüzde kadın anaydı, yardı.
At silah varsa yanında avrat vardı. Babadolu değil anadoluydu ülkem. Bizim kültürümüzde kadın yalnızlıkta değil bizlikte nefes alırdı.
Şimdi, çağdaşlık onu değerli kılıyordu örtülerinden soyarak çağın bağrına sunmakla… Değer bu muydu?
Beni kimse ben adına çağdaşlaştırmasın…
Şimdi evimdeyim… Klasiğim belki ama huzurluyum. Düşüncelerim depresif halimden kurtulabilirse…
Evimizdeyim. Huzur… Aranan şey bu değil mi?
Huzur…
Annem bizler gibi olma derdi, ben onlar gibi olmaya özeniyorum. Çünkü asıl olan huzur…
- din dan din…
- hoş geldin
- hoş bulduk…
hep boşverdiğimiz, önemsemediğimiz, sıradan birer söz olarak gördüğümüz oysaki kadar anlamlı,derin ve ince üç cümle veya üç kelime yada dokuz hece…
- din dan din…
- hoş geldin
- hoş bulduk…
yabancı bir evde,
yabancı bir yalnızlık,
ve ben,
olmaz..
En sessiz anlarımda bile bir ses olmalı, başka bir ses..bana ait olmayan, bir çıtırtı, bir görüntü olmalı…
Ev yabancı olsun, eşyalar, yaşadğınız şehir ve ülke yabancı olsun.. önemli değil bunlar..
Sizin için yabancı olmayacak bir gönül, bir ruh bulun…onun dışında herşey, anlamını yitirsin…sonsuzluğa uzanın…Bu zor değil, öncelikle insanların kalbine bakın, hakettiklerini, etiketleri olmasın önlerinde, sadece erkek ve kadın olsunlar, olması gerektikleri gibi…sağlıcakla kalın…
Hazan Mevsimi demiş ki,
Ağustos 11, 2007 10:27 am
Yabancı bir evde, yabancı bir insanla Sen ne arıyorsunuz!
Yalnızlığında bir mahremiyeti vardır!
Yalnızlığımızı YABANcılara peşkeş çekmesek!
Selam ile
yakaza demiş ki,
Ağustos 12, 2007 12:08 am
Şu birkaç dizenin insanda uyandırdığı telmihler öyle geniş ki!…
Teşekkürler…
simurg demiş ki,
Ağustos 12, 2007 12:21 am
Şair az sözle çok şey söylemiş aslında… Yabancı ev, yabancı insan, yalnızlık… Yabancılara peşkeş çekmek değil… Yalnızlığı paylaşamama kaygısı var gibi geliyor. Şiiri sindirmeye çalışıyorum…
Saliha Okudan hanımefendinin kaleme aldığı “Hayat ‘annem gibi’ olunca güzel” başlıklı bir yazısı var… Bu şiirin açıklayıcı olması açısından buraya ekliyorum.
——————
Bir gün evlenebileceğimi aklımın ucundan bile geçirmemiştim. Çünkü kendi kendime yettiğime inanıyordum. Bu yetmişliğimin(!), yetişmişliğimin(!), olgunluğumun(!) beni fütursuz bir hale getirdiğini ve bireyselliğin kucağındaki yalnızlığa ittiğini çoktandır uzak kaldığım Kur’an-ı Kerim’i açtığımda gördüm. “Oku” diye başlıyordu ayet. Okumalı ama neyi?
- Mesela kendini…
Altıncı ve yedinci ayete geldiğimde… Ayetlerin yüzüme tokat gibi indiğini gördüm. “Gerçek şu ki; insan fütursuzca azar, ne zaman kendi kendini yeterli görse”… İnsan ne zaman kendi kendini yeterli görse, küçük dağları ben yaratmışım gibi yürür fakat insan cüzilikten külliliğe soyunmak ister. Bu imkânsız isteğin peşinde koşarken bir ömrü pervasızca tüketir gider.
Sanırım ben de böyleydim…
Moderndim ya. Kendi paramı kendim kazanıyordum, ayaklarım yere sağlam basıyordu ya. Daha ne olsun ki?
Modernliğimin getirdiği rasyonel düşüncelerle doluydum. Bir eşin getirisi bana ne olabilirdi?
Ne verecekti ki bana? Daha iyi şartlarda yaşamamı sağlayabilecek miydi?
Her şey nasıl da değişti.
Evimdeyim…
Şimdi hayat tiyatrosunda bir zamanlar beni rahatsız eden klasik ev hanımı rolündeyim. Evi süpürdüm, toz aldım, bulaşıkları yıkadım, yemek yaptım… Eşimin işten dönmesini bekliyorum. Evimdeyim. Benim evim! Eskiden, benim dediğimde sadece kendimi düşünürdüm, şimdi iki kişiyi barındırıyor bu cümle. Artık “biz”iz, “biz”im evimiz. “Ben”in “biz”leşmesinde en çok eşyaların rolü var. Müşterek bir birleşimdi. Kız tarafı, erkek tarafı, yatak odası, yemek takımı, perdeleri, karyolası, nihayet bitti tantanası…
Düşünüyorum…
Severek beğenerek aldım her şeyi, yine de her şeyin bana yabancı olmasından kurtulamıyorum. Bu yabancılık daha ne kadar sürecek bilmiyorum. Biz oluyorum, bizlikten çıkıp ben oluyorum; bu benlik daha ne kadar sürecek?
Şimdi anlıyorum…
Sözde kadını çağdaşlaştırmanın özde kadını depresyona ittiğini şimdi daha iyi anlıyorum. Bunu ilk anlamaya başladığımda Allah’ın her şeyi çift olarak yarattığını gördüm. Kadın varsa karşılığı erkekti, erkek varsa kadın kadındı.
Ezbere söylediğimiz toplumun çekirdek yapısının aile olduğuna dair ezcümleler geliyor aklıma.
O aile ne kadar sağlamsa toplumun da o kadar sağlam olacağı hem bize öğretiliyor hem de biz bundan uzaklaştırılıyorduk.
Sağlam bir ailem olmalıydı.
Yanlıştaydım; aile olmalıydım.
Çağdaş kadın kendini oluşturmuş(!) kadındı. Oysa ne kadar yalandı. Bizim kültürümüzde kadın anaydı, yardı.
At silah varsa yanında avrat vardı. Babadolu değil anadoluydu ülkem. Bizim kültürümüzde kadın yalnızlıkta değil bizlikte nefes alırdı.
Şimdi, çağdaşlık onu değerli kılıyordu örtülerinden soyarak çağın bağrına sunmakla… Değer bu muydu?
Beni kimse ben adına çağdaşlaştırmasın…
Şimdi evimdeyim… Klasiğim belki ama huzurluyum. Düşüncelerim depresif halimden kurtulabilirse…
Evimizdeyim. Huzur… Aranan şey bu değil mi?
Huzur…
Annem bizler gibi olma derdi, ben onlar gibi olmaya özeniyorum. Çünkü asıl olan huzur…
- din dan din…
- hoş geldin
- hoş bulduk…
——————
kübra.. demiş ki,
Ağustos 14, 2007 4:15 am
hep boşverdiğimiz, önemsemediğimiz, sıradan birer söz olarak gördüğümüz oysaki kadar anlamlı,derin ve ince üç cümle veya üç kelime yada dokuz hece…
- din dan din…
- hoş geldin
- hoş bulduk…
adalı demiş ki,
Ekim 9, 2008 11:21 pm
yabancı bir evde,
yabancı bir yalnızlık,
ve ben,
olmaz..
En sessiz anlarımda bile bir ses olmalı, başka bir ses..bana ait olmayan, bir çıtırtı, bir görüntü olmalı…
Ev yabancı olsun, eşyalar, yaşadğınız şehir ve ülke yabancı olsun.. önemli değil bunlar..
Sizin için yabancı olmayacak bir gönül, bir ruh bulun…onun dışında herşey, anlamını yitirsin…sonsuzluğa uzanın…Bu zor değil, öncelikle insanların kalbine bakın, hakettiklerini, etiketleri olmasın önlerinde, sadece erkek ve kadın olsunlar, olması gerektikleri gibi…sağlıcakla kalın…