Yok Oluş Değil YENiDEN DOĞUŞ

Haziran 4, 2008 at 10:27 am (Uncategorized)

Dedim: Çok yalnızım.
Dedin: … فَإِنِّي قَرِيبٌ Ben ki sana çok yakınım. Bakara-186

Dedim: Evet biliyorum sen bana yakınsın ama ben senden uzağım, keşke ben de sana yakın olabilseydim.
Dedin: وَاذْكُر رَّبَّكَ فِي نَفْسِكَ تَضَرُّعاً وَخِيفَةً وَ دُونَ الْجَهْرِ مِنَ الْقَوْلِ بِالْغُدُوِّ وَالآصَالِ
Rabbini sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. Araf-205

Dedim: Buda senin yardımını ister
Dedin: أَلَا تُحِبُّونَ أَن يَغْفِرَ اللَّهُ لَكُمْ ALLAH’ın sizi bağışlamasını istemez misiniz? Nur-22

Dedim: Tabii ki, beni affetmeni çok isterim.
Dedin: وَاسْتَغْفِرُواْ رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُواْ إِلَيْهِ(Öyleyse)Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin. Gerçekten benim rabbim, esirgeyendir, sevendir. Hud-90

Dedim: Çok günahkârım, bu kadar günahla ben ne yaparım?
Dedin:أَلَمْ يَعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ هُوَ يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِ ALLAH’ın, kullarının tövbesini kabul edeceğini.. ve ALLAH’ın tövbeyi çok kabul eden ve pek esirgeyen olduğunu hâlâ bilmezler mi? Tevbe-104.

Dedim: Defalarca tövbe edip tövbemi bozdum, artık yüzüm kalmadı.
Dedin: اللَّهِ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ (2) غَافِرِ الذَّنبِ وَقَابِلِ التَّوْبِِ ALLAH aziz ve bilendir, o günahları bağışlayan ve kullarının tövbesini kabul edendir. Ğafir-2/3.

Dedim: Bunca günahım var,hangisinin tövbesini yapayım?!
Dedin: إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًاALLAH bütün günahları bağışlayandır. Zümer-53.

Dedim: Yani yine gelsem yine beni bağışlar mısın?
Dedin: وَ مَن يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ اللّهُALLAH’tan başka günahları bağışlayacak olan yoktur. Ali İmran-135.

Dedim: Ne kadar güzelsin ALLAH’ım! Bilmiyorum bu sözlerin karşısında niçin böylesine içim içime sığmıyor ve erimeye başlıyorum, seni çok seviyorum.
Dedin: إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَ يُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَ Şüphesiz ki ALLAH tövbe edenleri ve temizlenenleri sever.


Birden ‘İlahım ve Rabbim benim senden başka kimim var’ dedim.
Sen de أَلَيْسَ اللَّهُ بِكَافٍ عَبْدَهُ
‘ALLAH kuluna yetmez mi?’ (Zümer-36) dedin.

Dedim: Sen ki beni bu kadar çok seviyorsun ve bana karşı bu kadar iyisin ben ne yapabilirim?
Dedin: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا اللَّهَ ذِكْرًا كَثِيرًا (41) وَسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَأَصِيلًا (42) هُوَ الَّذِي يُصَلِّي عَلَيْكُمْ وَمَلَائِكَتُهُ لِيُخْرِجَكُم مِّنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَكَانَ بِالْمُؤْمِنِينَ رَحِيمًا

Ey inananlar! ALLAH’ı çokça zikredin. Ve O’nu sabah-akşam tesbih edin. Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize rahmetini gönderen Odur. Melekleri de size istiğfar eder. ALLAH, müminlere karşı çok merhametlidir. Ahzap-41/43.

Kendi kendime dedim: ALLAH’ım seni çok seviyorum.

* Eger ‘9’ canli olsaydın bile
* En çok ‘8’ kez kaçabilirdin ölümden
* Bilki ‘7’ düvele sultan olsan dahi
* Yerin ‘6’ mekan olacak sana
* En fazla ‘5’ metre kumaş götürebileceksin
* Kapatacaksin ‘4’ açsanda gözünü
* Bu dünya ‘3’ günlük dünya
* Azrailin yaninda ‘2’ kat olup yalvarsanda nafile
* Elbet ‘1’ gün öleceksin
* Işte o zaman herşey ‘0’ dan başlayacak

Çünkü ÖLÜM bir yok oluş degil YENiDEN DOGUSTUR…!

Kalıcı Bağlantı 6 Yorum

Düş(üş)

Ağustos 3, 2007 at 10:57 pm (Uncategorized)

simurgdus1.jpg 

Yabancı bir evde

Yabancı bir insan

ve ben

Olmaz…

Yalnızlığım kıskanır beni…

H.N.T

Kalıcı Bağlantı 5 Yorum

Ey Sevgili

Ağustos 1, 2007 at 10:05 pm (Uncategorized)

eysevgili.jpg

Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine

II

Gelin gülle başlayalım atalara uyarak
Baharı koklayarak girelim kelimeler ülkesine
Bir anda yükselen bir bülbül sesi
-Erken erken karlar ortasında
Güneş dönmüş ışık saçan bir yumurta-
Bana geri getirir eski günleri
…Paslanmış demir bir kapı açılır
Küf tutmuş kilitler gıcırdarken
Ta karanlıklar içinde birden
Bir türkü gibi yükselirsin sen
Fısıldarım sana yıllarca içimde biriken
Söyleyemediğim ateşten kelimeleri
Şuuraltım patlamış bir bomba gibi
Saçar ortalığa zamanın
Ağaran saçın toz toprağını
Bana ne Paris’ten
Newyork’tan Londra’dan
Moskova’dan Pekin’den
Senin yanında
Bütün türedi uygarlıklar umurumda mı
Sen bir uygarlık oldun bir ömür boyu
Geceme gündüzüme
Gözlerin
Lale Devrinden bir pencere
Ellerin
Baki’den Nefi’den Şeyh Galib’den
Kucağıma dökülen
Altın leylak
III

Ölüler gelmiş çitlembikler sarmaşıklarla
Tırmanmışlar surlarıma burçlarıma
Kimi ırmaklardan yansıma
Kimi kayalardan kırpılma
Kimi öteki dünyadan bir çarpılma
İçi ölümle dolu
Dönen bir huni
Doğarken güneş
Kesilmiş ölü yüzlerden
Bir mozayik minyatürlerden
Dokunur tenimize
Soğuk bir azrail ürpertisiyle ay
Ve birden senin sesin gelir dört yandan
Menekşe kokulu sütunlardan
Komşu dağlardaki nergislerden leylaklardan
Gözlerine ait belgeler sunulur
Ey aşkın kutlu kitabı
Uçarı hayallere yataklık eden
Peri bacalarının yasağı
Gönlümün celladı acı mezmur
Bana bıraktığın yazıt bu mudur
Ölüm geldi bana düğün armağanın gibi
Senden bir gök
Senden yıldızlar ördüler
Ateş böcekleri
O gece dört yanıma
Ey bitmeyen kalbimin samanyolu destanı
Sen bir anne gibi tuttun ufukları
Ve çocuklar gülle anne arasında
Seninle güller arasında
Tuhaf bir ışık bulup eridiler
Çocuklar dağ hücrelerinde erdiler
Aramızdaki sırra
Bir de ay ışığında büyüyen fısıltılar
Gençlik monologları
Seni alıp kaybolmuş zamanın çağıltısından
Bana getiren
Yasamız vardı
Öfkeyle yazardın sen bir yüzüne
Ölür ölür okurdum öbür yüzünde ben

IV

Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim
Güneşi bahardan koparıp
Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir tuz bulutu gibi
Savuran yüreğime
Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
Ayaklarımdan belli
Lambalar eğri
Aynalar akrep meleği
Zaman çarpılmış atın son hayali
Ev miras değil mirasın hayaleti
Ey gönlümün doğurduğu
Büyüttüğü emzirdiği
Kuş tüyünden
Ve kuş sütünden
Geceler ve gündüzlerde
İnsanlığa anıt gibi yükselttiği
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Bütün şiirlerde söylediğim sensin
Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome’nin Belkıs’ın
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin
Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
Ey gönüllerin en yumuşağı en derini
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Yıllar geçti saban olumsuz iz bıraktı toprakta
Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında
Çatı katlarında bodrum katlarında
Gölgendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba
Hep Kanlıca’da Emirgan’da
Kandilli’nin kurşuni şafaklarında
Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında
Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Ey çağdaş Kudüs (Meryem)
Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha)
Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında
Köle gibi satıldım pazarlar pazarında
Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında
Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında
Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında
Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
Verilmemiş hesapların korkusuyla
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili
En sevgili

Ey sevgili

 

Sezai Karakoç

Kalıcı Bağlantı 6 Yorum

Salif Keita – Folon

Temmuz 2, 2007 at 7:58 pm (Uncategorized)

simurgfolon.jpg 

Salif Keita – Folon

 Komşu bloglarda dolaşırken karşılaştığım müthiş bir eser. Paylaşayım istedim.

 Buyrun arkadaşlar. Burdan dinleyebilir ve indirebilirsiniz.

http://www.box.net/shared/z8kim95sbo

Burdan da izleyebilirsiniz.

http://www.youtube.com/watch?v=3vGBExhxpF4

Selam ile…

Kalıcı Bağlantı 13 Yorum

Dalga Kıran

Haziran 3, 2007 at 4:45 pm (Uncategorized)

dalgakiransimurg.jpg

Dalga Kıran

Aşk herkesi kırar biraz
Eksilmesin acısı şükret
Varsın ağlasın dalda kiraz
Herkes kendine sürgün biraz

Çocuk gülüşün dünden bir yara
Aşk bize sıla
Günler gelir ve büyürüz elbet
Aşk bize gurbet
Ayışığı dalgakıran
Yarada tuz aşktan kalan
Ayışığı tende bıçak
Giden
sürgün kalan kaçak
Aşk bize sıla
Aşk bize gurbet

Kapansın yarası şu gecenin
Ayrılıklar örtsün üstümü
Kimim kimsemdi ah gözlerin
Gidecek yeri yok kimsenin

Erdal Güney

http://dosyam.net/?id=to37xh

Kalıcı Bağlantı 5 Yorum

Cinnet Modern

Nisan 29, 2007 at 12:25 pm (Uncategorized)

cinnet.jpg

İsmail Kılıçarslan‘ın son şiiri Cinnet Modern,

Burdan indirebilirsiniz arkadaşlar.

http://www.box.net/shared/4y5yq65ea2

28.04.2007 tarihinde Marmara Fm Düş Vakitleri programında okuyan Tarık Tufan‘ın yorumuyla…

NOT: Arkadaşlar bloğumda yayınlamış olduğum Tarık Tufan Yorumuyla İsmail Kılıçarslan “Cinnet Modern” şiiri bir dergide yayınlanacak olması hasebiyle Tarık Tufan abimizin isteği üzerine ve hakka girmemek adına kaldırılmıştır. Dergide yayınlandıktan sonra linki tekrar ekleyeceğim inş.

Selametle…

Kalıcı Bağlantı 4 Yorum

Elif Olmak

Nisan 14, 2007 at 4:31 pm (Uncategorized)

Elif olmak zordur
 Çünkü elif olmak
 
 
 Yuvarlak bir dünyada dik durmanın
 Dik ve önde
 Belki acıyla
 Ama vazgeçmeden durmanın
 Dünya ne kadar dönerse dönsün
 Olduğu yerde kalmanın adıdır elif olmak
 Kaç silah varsa elife çevrilir
 Elif hep olduğu yerdedir
 Silahlar patladığında ilk vurulan eliftir
 Zordur elif olmak
 Elif olmak hep vurulmaktır
 Elif olmak yalnızca elif olmaktır
 Ne B, ne T, ne S
 Elif
 Yalnızca elif
 Elif demeden hiçbir şey denilemez
 Ben elif dedim
 Artık her şeyi söyleyebilirim
 
 MEVLANA İDRİS

Kalıcı Bağlantı 13 Yorum

Liliyar

Mart 19, 2007 at 11:12 pm (Uncategorized)

liliyar.jpg
 LİLİYAR
 

Bu kuklaların kukla olmadığı besbelli
 Ne söyledilerse tıpıtıpına gerçek besbelli
 Altın saçlarını yana atışı yok mu Lilinin
 Lilinin yağdan kıl çekercesine inanışı
 Lilinin yağdan kıl çekercesine yaşayışı yok mu
 Kuklalar titremesin ne yapsın
 Adam konuşmasını bilmezse ne yapsın
 Kuklaların kukla olmadığı besbelli
 Lilinin çekip gideceği besbelli
 Lilinin dönüp geleceği besbelli
 
 Ekmek ha bakkalın olmuş ha Cabaret de Paris’nin
 Sen herhangi bir ekmek yiyeceksin işte Lili
 Ekmek ne kadar Allahınsa Lili de o kadar Allahın Lili
 Yüzün ruhun kadar aydınlık ya Lili
 Gönlün soğuk sular güzel aynalar gibi ya Lili
 Anladın ya kutunun içinden çıkan mendil
 Olamaz Üsküdardan geçeriken bulduğun mendil
 
 -Bizi bırakıp nereye gidiyorsun Lili
 Demek bizi bırakıp gidiyorsun Lili
 Sen daima güzeller güzelini bulursun Lili
 Sen istesen de taş yürekli olamazsın
 Sen daima güzeller güzeli olursun Lili
 Demek gideceksin arkana dönüp bakmayacaksın
 Hangi kuş hangi şafakta ölecek görmeyeceksin
 Öyleyse al bu kürkü bu veda kürkünü Lili
 Tüyleri şiirler olan bu mahcup kürkü
 Sen daima Sultanlar Sultanı olursun Lili
 Demek sen gidiyorsun Lili
 Bizi öpmeden mi gideceksin Lili
 
 Lilinin güneşin altında duruşu yok mu
 Perdeleri sıyırıp çirkin adamı burnundan yakalayışı yok mu
 Eline bavulunu alışı yollara koyuluşu yok mu
 Çirkin adamın güzel adam oluşu yok mu
 Yaklaşıp onu saçlarından yakalayışı
 Uzaklaşıp yollarda yol oluşu yok mu
 Lilinin bir tavşan gibi koşuşu
 Keklik gibi dönüp bakışı ve yıldırım gibi koşuşu yok mu
 Adam da tam o zaman kapıdan çıkmaz mı dışarı
 Lilinin adamın boynuna çocukça ve çılgınca atılışı yok mu
 
 Ben konuşmasını bilmem Lili
 
Sezai KARAKOÇ

Kalıcı Bağlantı 4 Yorum

Gece ve Deli

Şubat 28, 2007 at 7:46 pm (Uncategorized)

gecevedelisimurg.JPG

Gece ve Deli 

“ben senin gibiyim, ey gece, karanlık ve çıplak; hayallerimin
ötesinde yanan patikada yürürüm ve ne zaman ayağım toprağa dokunsa oradan dev bir meşe ağacı çıkar.”

“yo, sen benim gibi değilsin, ey deli; çünkü sen hala kumda bıraktığın ayak izlerinin ne kadar büyük olduğunu görmek için arkana bakarsın.”

“ben senin gibiyim, ey gece, sessiz ve derin; ve yalnızlığımın ortasında bir beşikte bir tanrıça yatar ve cennet’te doğan yalnızlığımda cehennem’e dokunur.”

“yo, sen benim gibi değilsin, ey deli; çünkü sen hala acı karşısında ürperirsin ve uçurumun şarkısı seni korkutur.”

“ben senin gibiyim, ey gece, vahşi ve korkunç; çünkü kulaklarım
mağlup ulusların çığlıkları ve yitirilmiş toprakların iç çekişleriyle
doludur.”

“yo, sen benim gibi değilsin, ey deli; çünkü sen hala kendi cüce
benliğini kendine yoldaş alırsın ve dev benliğinle dost olamazsın.”

“ben senin gibiyim, ey gece, acımasız ve korkutucu; çünkü bağrım
denizde yanan gemilerle tutuşur ve dudaklarım ölen savaşçıların
kanıyla ıslanır.”

“yo, sen benim gibi değilsin, ey deli; çünkü hala bir iyilik meleği
olma arzusuyla dolusun ve hala kendi’nin üstünde bir yasa olmadın.”

“ben senin gibiyim, ey gece, neşeli ve mutlu; çünkü benim gölgemde oturan saf şarapla sarhoş olur ve beni izleyerek sevinçle günah işler.”

“yo, sen benim gibi değilsin, ey deli; çünkü senin ruhun yedi kat giysiyle örtülüdür ve sen yüreğini elinde tutamazsın.”

“ben senin gibiyim, ey gece, sabırlı ve tutkulu; çünkü göğsümde,
solgun öpüşlerin kefenleriyle binlerce sevgili gömülü.”

“öyle mi, deli, sen benim gibi misin? sen benim gibi olabilir misin?
ve bir ata biner gibi fırtınaya binebilir ve bir kılıç olup şimşeği
tutabilir misin?”

senin gibi, ey gece, senin gibi güçlü ve uluyum ve tahtım gözden düşmüş tanrıların yığını üstüne kurulu; ve benim önümden de günler elbisemin eteğini öpmek için yüzüme hiç bakmadan geçerler.”

“benim gibimisin, ey karanlık yüreğimin çocuğu? ve benim yabanıl düşüncelerimi düşünür ve boş sözlerimi mi konuşursun?”

evet, biz ikiz kardeşiz, ey gece; çünkü sen evreni ortaya çıkarırsın, ben ruhumu.

Halil Cibran – “Deli” Kitabından…

Kalıcı Bağlantı 3 Yorum

Bostan Korkuluğu

Şubat 22, 2007 at 11:03 pm (Uncategorized)

bostankorkulugukarga.JPG

“Bir gün bir bostan korkuluğuna dedim ki:

– Bu ıssız tarlada dikilmiş olmaktan yorulmuş olmalısın.

O dedi ki: “Korkutmanın zevki derin ve devamlı, bu beni hiç yormuyor

Sizi anlıyorum dedim.

O: “Bunu sadece içi samanla dolu olanlar anlayabilir”  dedi.

Bana methiyede mi bulundu, yerdi mi anlayamadım.

Aradan bir yıl geçti, o bir yıl içinde korkuluk bir filozofa dönüşmüştü.

Ve tekrar yanından geçtiğimde iki karganın, korkuluğun şapkasının altına yuva yaptığını gördüm.”

 

Halil Cibran – “Deli” Kitabından…

Kalıcı Bağlantı 2 Yorum

İyi Günler İlerde Anneanne

Şubat 6, 2007 at 11:49 pm (Uncategorized)

iyigunler_simurgs.jpg

İyi günler ilerde anneanne bir Hüseyin Atlansoy
Şiiri.. Bu şiiri 105.2 Marmarafm’de “Gece Yürüyüşü” progamında İbrahim
Paşalı’dan dinlemelisiniz.

İyi Günler İlerde Anneanne

iyi günler ilerde anneanne
iyi günler ilerde
bense yirmidört saatlik
günlerdeyim anneanne

rüyalarında senin ne kıyamet kopuyor
ne de bir gül düşüyor dalından
sen böyle istersin bilirim
gülümseyerek anneanne

oysa ne sarışın kızlar
göz kırpıyor esmer delikanlılara
ne de ortadoğu
bir gül bahçesi oluyor

yine de iyi günler
ilerde anneanne
esmerliğimiz
kıyamet herkese

halime bakıp üzülme anneanne
bir bakarsın dayımla beraber
ortak bir iş kurar
belki bir süpermarket açarız

ne dersin, kasada da
muzaffer durur, gülümseyerek
yok yok olur, dandy, pop-corn
ve kalve çorba satarız.

kahrolsun amerika deriz sonra
kahrolsun fransa için ve mançurya
kahrolur biz böyle deyince
devr-i daim düzeniyle dönen dünya

mançurya da kahrolur
niye kahrolacaksa

anneanne, müzmin
başağrılarım artıyor
işte yaşamak bu deyip dostlar
müttefiklere gülümsediğinde

anneanne, ah anneanne
çıkış yok ve bu tereke
rahmetli dedemin yüreğinden
daha eski bir mesele

yüreğimiz bölüştürülemez
iyi günler ilerde

sade ekmeği bildiğimiz
günler geçmişte
ve güzeldi anneanne
şimdi ekmek dile gelse
boğazımızdan geçişine
utandığını söylerdi

iyi günler yok!
iyi günler yok anneanne

kıyamet bize
kıyamet bize
kıyamet bize

kıyam/et bize

Hüseyin Atlansoy

Burdan indirebilirsiniz arkadaşlar….

 http://aleminrenkleri.com/audio/iyigunlerilerde.mp3

Kalıcı Bağlantı 16 Yorum

Sevgilerde

Ocak 5, 2007 at 5:24 pm (Uncategorized)

sevgilerdesimurg.jpg

 
Sevgilerde

Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.

Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı.

Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telâşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.

Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vakit olmadı

 Behçet Necatigil

Kalıcı Bağlantı 8 Yorum

Yol

Aralık 23, 2006 at 3:16 pm (Uncategorized)

simurgyolson.jpg

Emirhan Ertük’ün seslendirdiği benim için özel anlamı olan bu ezgiyi Afrika’da kara derili
müslüman kardeşlerimizin insani ihtiyaçlarını karşılamak, kurban faaliyetlerini
takip etmek üzere orda bulunan ve şu anda Afrika’nın herhangi bir köyünde gül
yüzlü çocuklara balonlarını ve şekerlerini dağıtmakta olan, umudunu ve
tebessümünü hiç eksik etmediği güzel gözleriyle bir Afrika köyünde gecenin bir vakti
semayı seyrediyor olduğuna inandığım gülen yüzlü, Gül İnsan’a ithaf ediyorum…

Lütfen kabul buyrun Bayım…

Ezgiyi buradan indirebilirsiniz
arkadaşlar…

 İNDİR DİNLE: http://www.box.net/shared/td9zos4ryu

Hükmü mü var boyun, enin ?
İçten açıksa yelkenin
Yollar içindedir senin …
Yollara çıkmadan yürü !

Hiç kıyılır mı basmağa
Laleye, güle, zambağa …
Öyle hafifle, toprağa
Gölge bırakmadan yürü !

Sormadan Aslı semtini
Doldur ışıkla testini ..
Yen bu güreşte kendini ;
El seni yıkmadan yürü !

Bir şakadır sıcak, soğuk …
Köprü yıkık ve yol bozuk
Olsa da, ey garip çocuk,
Sen – yine – bıkmadan yürü !

Ellere örtü gömleğin ..
Gölge kuşan, güneş giyin ..
Kuytularında isteğin
Şimşeği çakmadan yürü !

Ufka düşen karaltıda
Bir gibidir yapıyla dağ ..
Çevre karanlık olsa da
Lambanı yakmadan yürü !

Uyku ne uykusuzluğa ?
Korku ne korkusuzluğa ?
Artık, alış susuzluğa ;
Artık, acıkmadan yürü !

Söyle : yerin ne Asya’da ?
Kaldı kalıntın ortada ..
Bekleyenin yok arkada ..
Arkana bakmadan yürü !

Yolcu kıyar mı basmağa
Laleye, gülle zambağa ..
Öyle hafifle, toprağa
Gölge bırakmadan yürü !

( Kubbe-i Hadra )

YOL

Kendine yorma herşeyi ..
Kendi için güzel, iyi …
Zorlamadan mesafeyi,
Yolları sıkmadan yürü !

 

 

Kalıcı Bağlantı 9 Yorum

İstanbul’a Dair

Aralık 15, 2006 at 6:50 pm (Uncategorized)

kizkulesiistanbul.jpg

İstanbul’a Dair… İnce Saz…


http://www.fileden.com/files/2006/10/1/252440/istanbula%20dair.mp3

Not: Enstrumantali indirmek için yukardaki linki tarayıcınızda yeni pencereye kopyalamanız gerekiyor…

Kalıcı Bağlantı 14 Yorum

Not Defteri

Aralık 9, 2006 at 2:36 pm (Uncategorized)

Geçerken uğradım… Bir selam edeyim diyenler buyursun efendim…

Kalıcı Bağlantı 15 Yorum

Beni Yanlışsız Sakla

Aralık 1, 2006 at 1:33 am (Uncategorized)

beniyanlissizsakla.jpg

Beni Yanlışsız Sakla

Saate baktım yirmibeş yaşındayım
Geç kalmadım tanrım yeniden inanmaya
Aşka geç kalmadım

Ardında yıkık şehirler ve leylaklar bırakan
Bir cümle dudaklarımı geçip beni ihlâl etti
Saate baktım müthiş bir yenilme vaktindeyim
Sevgilim
Ben nerede yağmur yağarsa orada şemsiye kırmanın kitabıyım
Ve en güzel cümlen sensin

Saate baktım buzlar ve çiçekler arasındayım
Gömleğim asyaya düşerken
Beni yanlışsız sakla bu son görünüşüm

Mevlana İdris

Kalıcı Bağlantı 3 Yorum

Sizler !!!

Ekim 25, 2006 at 5:43 pm (Uncategorized)

Bu Jargonlar eskidi demeyin lütfen… Bizde Tarık Tufan hala var… Paylaşayım istedim… İlgilisi buyursun;
 
SIZLER!
Hayatta yaşamaktan başka gayesi kalmayanlar. Yaşamı sözcüklere boğanlar
 
SİZLER! 
Laf anarşistleri!
 
SİZLER! 
Yapısalcılar, ruhsalcılar, masalcılar, halciler, falcılar… Parmak izleri sıfır, duruşları italik olanlar muhtelif muhterem darbeler!heveslerde tutkularda pur ihtilaller!
 
SIZLER! 
Geçinenler, geçinemeyenler, neme gerekçiler, emekçiler…Yolda saati başkasına sorup, sigarasına başkasından ateş alanlar..
 
SİZLER! 
Aydınlar, aydıngerler… Kolay gelsinciler, asimetrik esinciler, üfürükçüler..
 
SİZLER! 
Free gitaristler, makinistler, yeşil dünya veletleri. Din tüccarları, varoluşçular, kapı komşularım! Sloganın şairleri! Sosyal yanları kapitalleri, kapitalleri yalnız soğan ekmek sosyalizm olanlar..
 
SİZLER! 
Kaftan blackçiler,  bafracılar,  bir afra bir tafracılar… taşralılar vay gülüm doğu diyenler…batıya donenler..piyanist jantörlerim, marksist jantorlerim..
 
SİZLER! 
Televole çocukları, Sibel Can`in müritleri…
 
SİZLER!
 
Liberaller, helaller, haramlar, sadrazamlar, dayılarım, halalarım, amcalarım. teyzelerim..!
 
SİZLER..! 
Eşcinseller, feministler, androsantrikler, sosyal demokratlar, teokratlar, aristokratlar…Sen sümüklü burjuvazi..! oportünistler, optimistler..bi teselli verciler… Müslimciler, Orhancılar…Popçular, Topçular..
 
SİZLER..!
 
Öğrenciler… Saygın Öğretim üyeleri..!
 
SİZLER ! 
Arkadaşlarım, alışmadıklarım, ellerim ayaklarım, gözlerim kulaklarım, kaşlarım, kirpiklerim..!
 
SIZLER!
 
İdealistler,egoistler, utopistler, aksistler, pragmatistler, kritistler, satanistler, sensualistler..! pozitivistler, dogalistler, nihilistler, sosyalistler, optimistler, pesimistler.
.!
 
SİZLER! 
Tutunanlar, tutunamayanlar..evliler, evsizler… hırlılar, hırsızlar, arlılar, arsızlar…
 
SİZLER..! 
Aşkın, devrimin, isyanın, ateşin çocukları..! gecenin insanları, sabahın insanları.. gündüzün, ışıkların, günahın insanları..!Yeryüzü tanrılarinin yalakalari..yamyam tanrilarin yalakalari…
 
SIZLER!
 
iyi insanlar, gencler, yaslilar, coluklar, cocuklar.. 
 
SIZLER..!
 
Merhamet dilencileri..! Allah kadar bağışlayıcı ve cezalandırıcı olduklarını düşünenler!
 
SİZLER!  
İyi kadınlar, iyi erkekler, mübarek adamlar… İçine düştüğü mülkiyet gemisinin kürek mahkumları..!  Uygar çıbanlar… Yaylı kanepeler..silikon köpükler…!
 
SİZLER..!  
Eline geçen her evrakın altına üstüne, ortasına resmini yapıştıranlar..! Resmi adamlar..sevimsiz adamlar…!
 
SİZLER!  
Hem riyadan hem rüyadan geçinenler..”aman sakin ha”cılar… ben ettim sen etmeciler..!
 
SİZLER..!  
Allah adına kimin yanıp yanmayacağına karar verenler..! Cenneti etiketleyenler… Cehennem reklamcıları..!  Ceplerinde suç islemedikleri bir anin fotoğrafını taşıyanlar..!
 
SİZLER!   
Beş yıldızlı otellerde hayat kurtaranlar.. Sizler altının köleleri, paranın köleleri..
 
SIZLER!
Korkaklar… Cesurlar… Merhametliler… Merhametsizler…
 
SİZLER….
Konfor budalaları…
 
SIZLER!
 
Güneşin çocukları… Malperestler, özür dileyenler…
 
UNUTMAYIN… ÖLÜMDE VAR….
  
Not: Fi tarihinde Tarık Tufan’ın 105.3 Marmara Fm’de Düş Vakitleri programına girerken 32. Gün programının fon müziği (adını bilmiyorum)  eşliğinde kurduğu cümlelerdir. Ustayı da bu vesile ile selamlıyorum…

Kalıcı Bağlantı 25 Yorum

Yedi Vadi

Ekim 24, 2006 at 7:48 pm (Uncategorized)

1- İSTEK VADİSİ: İstek vadisinde başına yüzlerce belâ ve zahmet gelip burada mal ve mülkten arınmak gerek. Kan yut sabırla ercesine bekle birşeye bağlanma, putu kır yoluna devam et. Ya RAB kapı aç deme o kapı hiç kapanmaz.!  

2- AŞK VADİSİ: Aşk vadisi yanıp yakılma makamıdır.! Başkalarına sevgili yarın görünecek diye vadetmişler ama âşıkın bugünü yarınıdır o sevgiliyi burada seyreder balık gibidir.! Kendisine herşey olan suya kanmaz arza ayak bastı mı çırpınır durur.! Aşk ateştir, akıl ise duman, aşk geldi mi akıl gider çünkü aşk anadan doğma aklın işi değildir.! Aşk hür adamın işidir, aşkın gözünde cennet bir buğday tanesidir.! Gönül post içinde Dosttan haber aldı, artık ben nasıl olurda bu posta hizmet ederim, içte o öz varken.!Âşık sevgilisini öldürür böylece dünyâda kısas ile, ahrette yanma ile sevgilisi için can verir.! İbrahim gibi canını ne dünyâ için ne ahret için azraile, yalnız “O”na verir.!  

3- MARİFET VADİSİ: Marifet vadisinde deriyi değil içindeki sırrı görür sırlar açıldıkça susuzluğu artar hem bekçi hem âşıktır, erse ondan kadın ; kadınsa er doğar.! Havvâ’nın ve İsâ’nın doğuşu gibi.!  

4- İSTİĞNA VADİSİ: İstiğna vadisinde ne dava vardır ne de mânâ..! Burada 7 cehennem donmuş, 8 cennet hükümsüz kalmıştır.! Âdem’e bir mum yanasısında ışık versin diye binlerce yeşiller (can) giymiş melek gamdan yanar, yakılır.! Nûh o kapıda dülger olsun diye yüzbinlerce cisim rûhsuz kalmıştır aralarından bir İbrahim çıksın diye orduya yüzbinlerce sinek üşüşmüştür.! Tanrı kelimi (Hz.Musa) can gözüne sahip olsun diye yüzbinlerce çocuğun başı kesilmiştir.! Yüzbinlerce halk zünnar kuşanmış da bir İsa sırra mahrem olmuştur.! Nice gönül yağma edilmiş de sonunda Ahmed bir gececik mîrâç yapmıştır.! Bu vadide iki cihanda seraptır, ne soy ne akrabalık kalır.! (Zünnar = dervişlerin bellerine bağlayıp uçlarını sarkıttıkları kıl veya yünden sert kuşak.)    

5- TEVHİD VADİSİ:  Tecrit ve Tefrit konağıdır.! Bütün yüzler bu vadiye yönelse herkes bir gömlekten baş çıkarır, sayı ne olursa olsun bu yolda birlikte birleşip hep bir olur, her şey birin bir kere daha tekrârından ibarettir.! Fakat buracıkta sana zahir olan bir o tek Tanrı değildir.! Sayıda tekrârlanıp duran bir’dir.! Bunun ne haddi vardır ne hesabı, şu hâlde ezele de bakma ebede de.! Ezel de ebed de dâimi mahvoldu mu orada ne kalır hiç.! Hem herşey “O”ndadır, hem “O”ndandır.! Hem “O”nunla kaimdir, hem de “O”nun varlığı bu üçünden münezzehtir.! Fakat, ister hünerli olsun ister kusurlu kimin “Gayb” âleminde gizlenmiş bir güneşi varsa birgün bulutlardan sıyrılır onun üstüne doğar, ışıklarını yayar kim kendi güneşine ulaşırsa iyice bil ki iyiden de kurtulur, kötüden de.! Sen var oldukça iyi ve kötü vardır ; sen kaybolup aradan çıktın mı hepsi boş şeylerdir, zaten önce yoktun sen keşke yine öyle kalsaydın.! Yılanlar seninle örtü altına gizlenmişlerdir, arınmadın mı kıyâmete dek sana azap eder, sokup dururlar.! (Hırs,tamah, şehvet) Tevhid makamında herşey dilsiz olur, O söyler öyle bir suret oluşur ki ne cismi vardır, ne canı, ne cüzü ne de küllü.! Yüzbinler, yüzbinlerden temiz olarak zuhur eder, burada akıl kimdir ki kapı dibine düşmüş anadan doğma kör ve sağır, dilsiz bir çocuk.! Bu sırrın bir zerresi kime vursa, kimi ışıklandırsa o iki cihanın sultanlığına erişir.! O adam tamamıyla yok olmuştur ama herşey o adamdan ibârettir varlıktan meydana gelmiştir ama yokluk yine o adamdır.! Bir kul ihtiyarlayıp güçlerinden yoksun oldu mu onu azad ederler hür olur.! Sen “O”nda yok olursun tevhid budur.! Bu yok oluşu da yok et işte tefrit budur.!  

6- HAYRET VADİSİ: Altıncı vadi hayret vadisidir.! Bir şarap içer, sevişir sonra ayılırsın.! Sorduklarında ben mi gördüm, başkası mı gördü kendimde değildim ki..! ‘Rüyâda mı gördüm uyanık mı, sarhoş mı, ayık mı’ der.! Ahrette düştüğüm hayret dünyâdakiyle hiç ölçülür mü.? İnsânların nasibi ancak hayâldir, kimse hâl ne bilmez.! Ne yapayım diyene de ki : “birşey yapma, şimdiye kadar hep sen yaptın..!”

7-YOKLUK VADİ: Yedinci vadi fakru fena vadisidir.! Herşeyi unutmuşum, sağırlığın, dilsizliğin, hayranlığın yurduna gelmişim.! İki âlemde o denizin nakşından ibâret.! Öd ağacıyla odun bir ateşe atıldı mı ikisi de kil olur ; ama surette, sıfatta farklıdırlar.! Pis birisi külli denize dalarsa yine aşağılık hâlde kendi sıfatlarında kalır fakat temiz kişi denizde denizin hareketi olur hem vardır hem yok.! O aradan çıkmıştır.!  

Kalıcı Bağlantı 1 Yorum

Mantıku’t – Tayr

Ekim 24, 2006 at 4:13 pm (Uncategorized)

“Süleyman, Hüdhüd’e şöyle dedi: “Doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan mısın, göreceğiz.”  (Neml : 27)

Hem Süleyman, Davud’a varis oldu, onun yerine geçti. “Peygamberler altın ve gümüş miras bırakmadılar, ancak ilim miras bıraktılar” hadis-i şerifine göre bu miras mal mirası değil, “Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife yaptık. O halde insanlar arasında hak ve adaletle hükmet. Heva ve hevese uyma” (Sâd, 38/26) buyurulduğu üzere, insanlar arasında hak ve adaletle hüküm yürütmek için yerine geçmek, yani bahsedilen ilim ve iyilikte, peygamberlik, hakimiyet ve siyasette yerini tutmaktır ki, bu yere Hz. Davud’un ondokuz oğlundan Süleyman (a.s) geçti. Ve, Allah’ın nimetini açıkça ifade ve bunu yaymakla kendilerine verilen mucizeleri kabul ve tasdik için halkı davet etmek üzere Ey insanlar! dedi. Bize mantık-ı tayr öğretildi, mantıkuttayr, yani kuş dili öğretildi.

MANTIK: Aslında konuşma demektir. Bununla beraber konuşmanın çıkış yeri olan ruhî kuvvet mânâsında da terim olarak kullanılmıştır.

Bilinen nutk (konuşma) ise gönülde gizli olanı anlatmak için seslenilen ve çoğunluğu dil ile çıkarıldığından dil, lisan veya lügat da denilen tekil veya mürekkeb (bileşik) söz ve kelimelerdir. Ve “Allah, Âdem’e bütün isimleri öğretti” (Bakara, 2/31) âyetinin bildirdiğine göre insana has bir özelliktir. Konuşmada aklî deliller veya olağan deliller bulunabilirse de asıl olan kullanılışı itibariyle bir mânâya delalet etmesidir. (Konventionel)

Onun için konuluş itibariyle delaleti bulunmayan, bir mânâ ifade etmeyen bir sesle tabiî ve aklî bir ilgi ile bir mânâ ifade edilecek olursa, ona gerçek mânâda konuşma denmez. Demek ki, konuşmanın hakikatinde biri cins, diğeri de fasıl (tür) olmak üzere iki açık özellik vardır. Biri söz (isterse düşünce halinde olsun), biri konuluş itibarıyla bir mânâ ifade etmesidir. Bundan dolayı bu ikiden yalnız birisi düşünülerek teşbih veya mecaz olarak konuşma denildiği de çoktur. Mesela, hiçbir ses çıkarılmaksızın yazı veya başka şeyler gibi özel işaretler koyarak bir şey anlatmak, gizli bir konuşmanın ifadesi olmak üzere mecaz olarak konuşma sayıldığı gibi. “Bu bizim kitabımızdır, sizin hakkınızda gerçeği söylüyor” (Casiye, 45/29) âyeti buna delildir. Konuluş itibariyle bir delaleti bulunmayan herhangi bir sesle seslenişe de; aklî ve doğal bir işareti bulunmak veya mutlak sessizliğin tersi bir ses olmak yönünden teşbih veya şekilde benzeme yoluyla konuşma denildiği de malumdur. Mesela güvercinin ötmesine udun çalmasına denilmiştir.

Şu halde konuşma denilen kavramda en önemli taraf, bir mânâ ifade etmesi olduğundan, mânâsız olan sözler bir yana atılıp delaletin konulmuş olması kaydından vazgeçilir de, gerek konuluş itibariyle, gerek aklî ve gerek doğal herhangi bir işaretle bir mânâ ifade edebilen sesler düşünülürse konuşmanın insana has olmayan bir anlamı elde edilmiş olur ki, işte mantıkuttayr, kuş dilinde de düşünülecek mânâ budur. Bu sebepten kuşun çeşitli duyguları arasındaki münasebetleri idare eden özel duygu ve kabiliyeti, kuş dili ve duygularını ortaya koymak için çıkardığı sesler de kuş dili demek olur.

Mesela horozun yem aramak için deşinmesinde bir mantık vardır. Yemi bulduğu zaman “dık dık” diye tavukları çağırması da bir konuşma, bir dil demektir. Gerek kuşların, gerek diğer hayvanların böyle sesleriyle bir diğerine bir şeyler anlattıklarında şüphe yoktur. Fakat bu mânâda kuş dilini bir dereceye kadar herkesin anlayabileceğine göre, Hz. Süleyman’ın mucizesinde daha derin bir mânâ anlaşılması gerekmez mi, diye bir soru hatıra gelir. Bundan dolayı, adı geçen peygambere mucize olarak kuşlar, ileride geleceği üzere Hüdhüd’ün söylediği gibi gerçekten tam bir söz söylediler, demişlerdir. Çünkü Hz. Peygamber’e ağaçlar, taşlar söylemişti; fakat bu mânâya göre de Süleyman (a.s)a kuş dili değil, kuşa insan dili bildirilmiş olur. Halbuki “Bize kuş dili öğretildi.” buyurulmuştur. Bu sebepten önemli olan husus, kuşun söylemesinden çok, Süleyman (a.s)’ın anlamasında ve anlayışının derinliğindedir. Hem de Kur’ân’ın ifadesine göre bu anlayış, sadece kuşun dilinde, lügatında değil mantığındadır. O yalnız kuşların sesleri veya hareketleri ile ifade ettikleri hislerini anlamakla kalmıyor, o hisleri idare eden ana mantığı, işin gizli ilâhî sırlarını biliyordu. Böylece onların şakımalarındaki yüce Allah’ı tesbih ve tazimlerini anladığı gibi, onları idaresi altına alarak kendine has teşkilatıyla ordusunda hizmette de kullanıyordu.

Eşyanın parçalarına ilişkin duyumlar, mantık’ın gerekli prensiplerinden olduğu için, duyguların ilmî görüşlerle erişilemeyen zorunlu bir mantığı vardır. Zihinde parçaları birleştiren bir şekillenmenin meydana gelmesi için cüzden cüze, parçadan parçaya intikal, yani (temsil) bu mantıkla başlar. İdare ve siyaset adamlarının değişik değişik işlere ait görüşlerde isabet edebilmeleri bu mantığın yaratılışlarındaki kuvvetiyle orantılı olur. Kuşların, umumî söz ve lafızlar ortaya koyabilecek birleştirici bir şekillendirme gücüne sahip olduklarını bilmiyorsak da duygularının yüksekliği bilinmektedir. Kuşun aslı, yüksek bir duyguyla uçmak özelliğini ortaya çıkaran bir hayat anlayışındadır. Bunun için “mantıkuttayr” dersinden bizim zihnimize hemen gelen mânâ, kuşların duygularındaki ilişkileri sezecek kadar derin ve uzaklardaki parçalara girebilecek kadar yüksek bir his ve anlayış ile beraber, aynı zamanda kuşların tabiatı olan uçma ilminin dahi öğretilmiş olmasıdır.

Gerçekte “Süleyman’a sabah gidişi bir aylık mesafe, akşam dönüşü de bir aylık mesafe olan rüzgarı verdik.” (Sebe, 34/12) ve “(Sülayman’a) istediği yere onun emriyle kolayca giden rüzgarı emrine verdik.” (Sâd, 38/36) buyurulduğu üzere havanın Süleyman (a.s) emrine verilmiş olması, bu ilimle ilgili olduğu gibi; göz açıp kapayıncaya kadar kısa, bir anda bir tahtın getirilivermesi maddesindeki “Kitaptan bir ilmin” (27/40) de bu ilim olması gerekir. Netice olarak, mantık-ı tayrda, kuş dilinden başka bir mânâ vardır. “Yani mantıktır, kuş dili değildir” diyen Keşfü’l-Esrar sahibi ile beraber biz de buna meşhur olduğu üzre, yalnız “kuş dili” demeyi yeterli görmeyip Kur’ân’ın lafzını koruyarak “kuş mantığı” demeyi uygun buluyoruz.

Süleyman “Bize kuş mantığı öğretildi” demekle peygamberliğini anlatmış olduğu gibi, mülkünü anlatarak da şöyle demiştir. Ve bize her şeyden verildi; her şey değil her şeyden. Müfessirler bu deyimin çokluktan kinaye olduğunu söylüyorlar; bununla devlette, servetin önemine işaret edilmiştir. Şüphesiz ki bu, zikredilmiş olan ve öğretilen ilim ile verilen servet doğrusu apaçık bir lütuftur. Yüce Allah’ın hamd ve senaya layık olan ve mümin kullarından birçoğuna bile verilmemiş bulunan apaçık ihsanı ve lütfudur ki, bunun gerçek mânâda şükrünü yerine getirmek için, Allah’ın kullarını bu nimetten faydalanmaya çağırmak ayrıca bir vazifedir.

Elmalı Tefsiri

Elmalılı Hamdi Yazır

 

Kalıcı Bağlantı 26 Yorum

Sebeb-i Telif

Ekim 14, 2006 at 6:26 pm (Uncategorized)

Sebeb-i Telif / İsmet Özel 

Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
yaprakla yağmurun aşkı meselâ
kim olsa serpilen coşturuyor bizi
imreniyoruz başkalarının mahvına.
Yağmur mahvoluyor çarparak
kendini parçalıyor mâşukunun açılan kıvrımında
yaprak dirimle irkiliyor nazlı ve mağrur
silkiniyor vuran her damlayla.
Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
bakıp başkasının başkayla kurduğu bağlantıya
aşka dair diyoruz ilk anı bu olmalı
ilkönce damarlarımızda duyduğumuz çağıltısını
uzak iklimlerin
kokusu gitmediğimiz şehirlerin önceden
bir baş dönmesiyle kabarıyor hafızamızda
sonra ayrılıklar düşüne dalıyoruz:
Bize ait olan ne kadar uzakta!
Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
başkalarının düşünceleriyle değil.
“Üstümde yıldızlı gök” demişti Königsberg’li
“içerimde ahlâk yasası”.
Yasa mı? Kimin için? Neyi berkitir yasa?
İster gözünü oğuştur, istersen tetiği çek
idam mangasındasın içinde yasa varsa.
Girmem, girmedim mangalara
Yer etmedi adalet duygusu
içimde benim
çünkü ben
ömrümce adle boyun eğdim.
Yıldızlı gökten bana soracak olursanız
kösnüdüm ona karşı
onu hep altımda istedim.
Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
ve devam ediyor başkalarının hınçlarıyla
düşmanı gösteriyorlar, ona saldırıyoruz
siz gidin artık
düşman dağıldı dedikleri anda
anlaşılıyor
baştan beri bütün yenik düşenlerle
aynı kışlaktaymışız
incecik yas dumanı herkese ulaşıyor
sevinç günlerine hürya doluştuğumuzda
tek başınayız.

Diyorum hepimizin bir gizli adı olsa gerek
belki çocuk ve ihtiyar, belki kadın ve erkek
hepimiz, herbirimiz gizli bir isimle adaşız
yoksa şimdiye kadar hesapların tutması lâzımdı
hayatımıza kendi adımızla başlardık
bilmediğimiz bir isim, hesaptaki bu açık
belki dilimi çözer, aşkımı başlatırım
aşk yazılmamış olsa bile adımın üzerine
adımı aşkın üstüne kendim yazarım.

Kalıcı Bağlantı 8 Yorum

Next page »